10 Eylül 2015 Perşembe

Hiç Olmamış-ım


Otobüsün en arka koltuğundayım,
Nam-ı diğer addam gibi adam “Errrrrrrrrrrkek” koltuğunda,
-Ay ne hoş kelime-
Zamanın anlamsızlaştığı bir saatte, bilmem nereden bilmem nereye giden –pek de önemi yok şimdi- apış aralarında taşıdıkları malzemeyi göze sokmak Allah’ın emriymişçesine göstere göstere sevap işleyen Allahsızlarla dolu bir otobüsün en arka koltuğunda...

Arka koltuğa meraklıyım, ayakta işemeye çalıştığım günün evvelinden beri... Ki saysak bir sürü gün doğup batmıştır üzerine. Ve sık sık sidik yarıştırmamam öğütlenmiştir...
Neyse zamanın anlamı yok, daha çok acı ve öğütten başka.

Meraklısına:
Zamanın arka koltuğunda
Koku ve
Kırmızı var, hem de çok...
Ve yeryüzündeki en tuhaf mekânlardan birinde bulunma hissi yeniden.
Tanıyıp tanımamak arasında gidip geldiğim.
Ya da uyduruyor muyum bilmem. Bir mekân...
Ama kesin bodrum katında saçmasapan bir binanın.

Ne zaman doğdum bilmiyorum, şahit olmadım.
O kapıdan nasıl girdim hatırlamıyorum ama 6 yaşımdaydım.
Giriş kapısının karşısında, dünya tersine dönse -fonda çalıyor olabilir- açılmamaya yemin etmiş kırmızı perdeler... Böylesine kırmızıyı bir daha görmedim; ne bol ışıklı tabelalarda ne kapısı açık kalmış ucuz pavyonlarda –not düşerim; et kokulu ablalar şişko abilere errrrkeklik katıyor oralarda. Göz göze geldik kapı aralığından geçen hafta-

Çeşit çeşit koku... Kaç Allahsız geçti o perdelerin önünden bilmem. Hepsininki nev-i şahsına münhasır... Yoğun, yapışkan ve aciz...

İki kadın var evde; yüzleri perdeden kırmızı, saçlar aslan yelesi ve taytlar var o dönem; topuktan geçmeli... Kahkaha da var tabii, eksik etmesin rabbim.  İçlerinden biri, orospu çocuğunun annesi. Adını bilmiyorum, herkes öyle diyor. Bizim çocuklar kızını dövünce, kadın “orospu” olduğumuzu söylüyor ve ayırt etmeden cinsler arası eşitçe paylaştırıyor. Orospu ne demek tam bilmiyorum ama annem duyarsa çok kızacağını seziyorum.

Zamanın hangi bölgesi bu bilmiyorum, her şey çok ani gelişiyor.
Çocuk beni unutup dışarı fırlıyor,
Kırmızılı kadınlar birden çoğalıyor; elleri sigaralı kırmızı kadınlar...
Ben birini tanıyorum...
Bu kadınlar nefes alıyor; geceleri mi gündüzleri mi bilmem, günaşırı belki, belki ayda bir.
Kahkahalar odada yoğunlaşıyor, genleşip büzüşüyor, katılaşıp yere düşüyor.
Kadınlar kahkahasız kalıp yok oluyor; dudakları tütüyor ilk ve en son apış araları.
Kadınlar yok oluyor...
Kadınlar yok.
Kadınlar hiç olmadı...


Bense benim olmayan kadınları çalıyorum eski bir çocuktan.
Eski bir çocuk bu, adının karşılığı her dilde malum.

Çaldığımı annem duysa çok kızar, biliyorum.

Hâlâ hiç olmamış-ım gibi susuyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder